Sadece bir gece daha, hepsi bu....

Bu, sadece bir gece
Ne olabilir?
Bu sadece soğuk, 
karanlık ve huzurlu bir gece.
En azından öyle olmalıydı....

Ay bu gece daha farklı, daha bir yakın gözüktü, gece de daha bi karanlık. Sokak lambasını izledim bir süre, balkondan tüm sokağı baştan sona rahat rahat görüyorum. Ah  gece gece ne keyif ama, hem de kuş bakışı sokak bomboş. Ay'ın çevresi de daha çıplak olsadı ve şehir biraz müsade etseydi daha çok şey vaad edebilirdi, eminim. Belki yıldızlar bile çıkardı o zaman...

Sokağın ortasından uçlara yayılan ışık ve silikliğe vuran o ağacın gölgesi... yaprakları asfalt üzerinde oynaşıyor. kesik kesik uluma sesleri duyuluyor, ürpermemek imkansız. Herşeyden önce soğuk bir gece, rüzgar iliklerime çarpıp dönüyor...

Yoğun bir gece yaşanmakta. Kafamın içinde sürekli akmakta. Öyleydi ve böyleydi...
Sonuçsuz bir gece yaşanmakta. Kafamdaki kadın ve şu an konuşan kadın...
Sancılı bir gece yaşanmakta. Kafamdaki darp izleri ve bedenimdeki rüzgarın soğukluğu...
Öylesine bir geceydi, yaşandı ama genel hislerle geçiştiriilmeye çalışıldı...

Sadece bir gece daha, hepsi bu.
Üzgün müyüm?

Koca, geniş bir sıfır

farkında olmadan seçtim sanırım, hala farkına varamıyorum...

farkına varamadan zaman geçiyor. günü bitirmek için saydığım saatler zor gibi, aslında çarçabuk geçiyor. ve hayatımı bitirmek için saydığım seneleri aslında ne de çabuk tüketiyorum, ardıma baktığımda... çocukluğum, okul yılları ve sonrası... aslında az bir süre bu yaşamışlık ve oldukça da yakın bir tarih.

çocukken birlikte ağaç tepelerinde gezindiğim insanlar, bir kısmının adını dahi hatırlayamıyorum ve kavga ettiğim, aynı dersi aldığım, herşeyi paylaştığım, hatta alnıma kalem sokanına kadar, ... aslında hafızam çok silik; isimler, görüntüler zor canlanıyor. Eğlenceli vakit, sinir harbi günleri, acı tüketim şekilleri... belki de yolda görsen tanıyamayacağın, tanısan konuşamayacağın, artık sadece bir isim sahibinden öte olmayan bir sürü insan... hiç biri kalamıyor. ya da kalmasına izin veremiyorsun.

elimde bir sıfır tutuyorum. koca bir "0",

anladığını hiç sanmıyorum...

Cuma akşamı Radyoda

bu akşam saat 22:00'de, sokak edebiyatı radyosunda biraz çoşuyoruz. karman çorman bir yayın olacağı kesin, AC/DC mi desem Black Sabbath mi desem yoksa Scorpions, Lynyrd Skynyrd, Led Zeppelin, Captain, Guns N' Roses, Bob Dylan, Joe Walsh, Doors, White Zombie, Bon Jovi, Ratt, Rush... neyse ağzım sulandı. Akşama bekleriz efenim, hepsi ve daha daha daha fazlası için k2


Buhran

Cam aralıktı, otobandan gelen basık araç gürültüsü ve ağustos böceklerinin tınısı içeriye doluyordu. Hoş bir esinti vardı, havadaki nem içeriye utanç kokusu da katıyordu. Yaz geceleri bu kokuyu hep alırım, bir şey yapmama gerek yok. Bir utanç kaplar içimi...

Az önceki sevişmemizdendi sanırım, hafif kızardığımı hissetmiştim. İçerisi mi sıcaktı, ben mi yanıyordum bilemedim. Sarılmış uyuyorduk, huzurlu gözüküyordu. Bense dalmayı başaramıyordum. Gri bir geceydi bu ve gri bir geceyi paylaşamazsınız...

Sarılmış onu izliyordum. Nefes alıp verişini, teninin rengini, saçlarının karasını, dudaklarını ve en çok boynunu. En çok boynundayken nefes alabiliyordum ve en çok belini öptüğüm zaman hissedebiliyordum...

Tavan geceyi çekerken üzerine daha ne kadar dayanabilirdim bilmiyorum. Cama çıkmak ve bir sigara içmek istedim. Gri çöküyordu üzerime ve nefes alamadığımı hissediyordum. Ama onun huzurunu kaçıramazdım, sarılmasam uyanacaktı.

Yüzümü boynuna gömüp bekledim, soluğu üzerimdeydi, sıcaktı. Yavaş yavaş diriliyordum.

Duyduğum son ses, gri gecenin yara sesleriydi. Uykuya daldım, pek kolay olmadı...

Online...

Leş Güncesi kaldığı yerden devam ediyor...

Dırım dırım dırıdırım...

Bitti

Tamam artık, buraya kadar. Bu kez kesinlikle bırakıyorum. Bayadır birşey eklemiyorum, içimden gelmiyor. Daha önce bahsetip silmiş olduğum planlarımı hayata geçirmeye çalışıcam. Ondan da sıkılıcam elbette. Birşeylere alışmak ve devam ettirmek benim için hep zor olmuştur. Evet evet, çok daralmış durumdayım. Miskinliğimi üzerimden atmak istemiyorum. Ve bunu bir şekilde kullanmalıyım....

Tamam, buraya kadar demiştim. Bu blogU silmeme kararı aldım. Varlığı rahatsız etmeye başlamış olsa da, ne bir şey eklemek ne de ortadan kaldırmak gelmiyor içimden. Hiçbir şey gelmiyor. Evet, bunu daha önce de söylemiştim, ve daha bir çok kez de diyebilirim. Ne olduğunu bilmesem de, başka bir şeye ihtiyacım var. Bunu ilk hissettiğimde leş güncesi çıktı, sonrasında tekrar hissettiğimde kapanıp açılıp görünüm değişti, tekrardan aynısı derken, Artık farklı bir boyuta ihtiyacım var. Leş Güncesiden sıkıldım. Geçmişimden bahsetmekten çok sıkıldım. Bu blog başladığı gibi gitmeli devamında ve bir süre sonrasına tekrara dönüyor. Bahsettiğim şeyleri tekrar tekrar hatırlamak istemiyorum. Aslına bakarsanız, hayatımın o bölümünü bırakmak istiyorum. Sizler çok zekisiniz bunu hep söylerim, anlamışsınızdır demek istediğimi. Bilen bilir; ben de kaideyi bozmamak için yaparım bazı şeyleri.

Beynim kısa devre yapmak üzere. Eskiden olsa yeni bir ruh haline bürünür ve yeni yalanlar ortaya atarak, huylarımı, görünütümü ve geçmişimi çok rahat değiştirebilirdim. Bu iyi bile gelirdi. Ama istediğim bu değil. Ne kadar sıkılsamda içinde olduğum ruh halini seviyorum, biraz çekilmez ve zorlayıcı hatta oldukça aksi olsa da sanırım böyle daha iyiyim.

Neyse, iç dökümü oldu sanırım. Kısacası içinde LEŞ GÜNCESİ barınan herşey, ütülenip katlandı ve dolabın üzerine, en arka köşeye itildi. Öyle işte. Bitti bitti bitti bitti...

...

Hayata yeniden 1-0 yenik başlıyorum, sadece birkaç zaman sonra ve yeniden... Ölüm isteğini ise hiç bu denli hissetmemiştim. Sadece birkaç çizikten ibaret olacaktı herşey. O anın en kestirme yolu olduğunu düşünüyordum. Basit gözüktü gözüme, intihar basit birşeydi. Kendimden o kadar emin oldum ki, bu işin daha öte birşey olduğu fikrine kapıldım. Rahatsız etti kısa süreye. Farkında olmadan ağızımdan dökülüverdi.

-Bileklerimi kesicem.

Artık bu bir intihar değildi. Hiç inandırıcılığı kalmamıştı. Bu bir gösteri değildi ve söylendiği an sihiri kaçıyordu. İntihar bir sırdı, çözüme ulaşabilmek için saklanması lazımdı. Ama sanırım düşünceler de kafa yapabiliyor. İlk intihar girişimimi hatırlıyorum da, saklamayı başarmıştım. Ama acemiydim. Bir sürü hap içmiş ve başımı döndürmüştüm. Sorunlu dönemlerimdeydi bu ve istemediğim şeyler yaşamak zorunda kalıyordum (hah, hangimiz ne zaman yaşamıyoruz ki? evet evet). Sonrasında düşündüğüm tek şey, ölümün aslında bir çıkış olmadığıydı. Bugün ise hala aynı düşüncedeyim. Ama sıkıldım. Kendi minik dünyamda, kendi minik sorunlarım ve geçmişimle uğraşmaktan çok sıkıldım. Sadece kafamdaki kancığın susması lazımdı. Ve kan akmaya başladıktan kısa bir süre sonra sessizlik olucaktı, belki biraz acı. Zamanlama yanlıştı artık...

-Yapamıyorum.

Sırrımı duyduğunda zaten pek siklememişti. Hepimiz biliriz çünkü, söylendiği zaman yapılamaz kılınır... Beni de söylemiş olmam caydırdı.

Evin civarındaki boş arsaya, ağaçların arasına çömelip bisturi ucunu çıkardım. İzledim bir süre, şeklini ve keskinliğini. Çok basit olabilirdi, sadece iki çizik. Acısı ilk başta hissedilmeyecekti, şansımın yaver gitmesi durumunda acıyı hissedecek zamanım da olmayacaktı. Son telefon görüşmemden sonra kafamdaki herşey silindi. İntiharımı ertelemem gerekiyordu. Henüz erkendi, sihiri tekrardan bir araya toplamam ve muhafaza etmem gerekliydi. Sadece bir bileğimi kestim, kafamın rahatlaması adına. Fena değildi ama dikine değil de enine kestim. Ona bir süre daha ihtiyaçım var sonuçta. Kısa süreye kanı durdurdum. Bu bir intihar değildi. Hiçbir şeyi beceremiyordum zaten. Aile ile arayı iyi tutmak, sevgili ile sorunsuz bir hafta geçirmek, kodumun derslerini anlamak... Hepsi elimde patlıyordu bir süreye. Sadece yaşamayı beceremiyorum...



Her daralmamda uzun uzun inceleyecektim onu. Silikte olsa artık bir iz olucaktı ve zamanı gelmeden aynı buhranı tekrardan yaşamaktan çekinecektim. Ufak bir sinir harbi herşeyi mahvetmek için yeterli, çaba yok, düşünce yok, sadece kısa bir işlem süreci...

Sıkıntı - II

Bulanıyor, neredeyse kusucam. Fakat kelimeler dökülmemekte kararlı. İnceden içime işliyor, .. Sakin olmam lazım, heyecanlıyım. Huzursuz, daha çok can sıkıcı. Ama haddinden fazla heyecanlı... Düşündükçe, düşünmeye çalıştıkça ürperiyorum. Sanırım hiç bir zaman hazırlıklı olamayacağım. Onların her bir hareketinde daha fazla dikiş sökeceğim.

Ayılmak için ne yapmam gerektiği konusunda bir fikrim yok. Bir şişe votka ya da sıkı bir yumruk... Zihnimi temizlemek için daha ne kadar bölüneceğimi kestiremiyorum.

Kimsesi olmaya bir sahilde; rüzgar, dalgalar ve loş ruhum... Hayal ediyorum, sanırım biraz daha asılabilmek için sahile inmeliyim.